Bugün Kıbrıs
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda hayat pahalılığına ilişkin yasa tasarılarının görüşülmesi sırasında söz alan CTP milletvekili Ceyhun Birinci, konuşmasına Doğuş Derya’nın bıraktığı yerden devam ettiğini söyleyerek başladı ve hükümetin artık miadını doldurduğunu ifade etti. Birinci, halkın hükümete yönelik öfkesinin her geçen gün büyüdüğünü, bunun Meclis’te ve sokakta açık biçimde görüldüğünü belirtti. Son günlerde Meclis revirinin dolup taştığını söyleyen Birinci, hem polislerin hem hak arayan emekçilerin hem de milletvekillerinin bu gerilimden doğrudan etkilendiğini anlattı.
Birinci, hükümetin yarattığı tabloyu şu sözlerle anlattı:
“Gerçekten miadınızı doldurdunuz. Vatandaş sizi ekranlarda gördüğü zaman, yolda sokakta gördüğü zaman tansiyonları çıkıyor, şekerleri çıkıyor ve bir karabasan basıyor vatandaşlarımızı. Üç dört gündür de bu mecliste revirler dolup taşıyor. Kimlere baktım ben iki üç gündür biliyor musunuz? Polis arkadaşlarımıza baktım. Emekçi insanımıza baktım. Hak arayan emekçilerimize baktım.”
Birinci, Meclis’in halkın Meclisi olduğunu vurgulayarak, dün Meclis’e giren halkın hükümete çok açık bir mesaj verdiğini söyledi. Bu mesajın “istifa edin” çağrısı olduğunu belirten Birinci, hükümetin bunu hâlâ duymamakta ısrar ettiğini kaydetti.
“BU HALKI GEREN DE, EMEKÇİYLE POLİSİ KARŞI KARŞIYA GETİREN DE SİZSİNİZ”
Birinci, hükümetin ülkeyi ağır bir gerilim atmosferine sürüklediğini, emekçiyle polisi, akrabayı akrabaya, kardeşi kardeşe karşı karşıya getirdiğini söyledi. Bunun sıradan bir siyasi kriz değil, doğrudan hükümet eliyle yaratılmış bir toplumsal gerilim olduğunu ifade etti. Hükümetin halk yararına olduğu söylenen bu düzenlemelerin kime, nasıl fayda sağlayacağını açıklayamadığını belirten Birinci, bütün ekonomistlerin önümüzdeki dönemde enflasyonun yükseleceğini ve alım gücünün daha da düşeceğini söylediğini hatırlattı.
Birinci, hükümetin “emanet” söylemine de sert tepki gösterdi:
“Önümüzde içinde bulunduğumuz bir savaş var. Bütün ekonomistler enflasyonun tırmanacağını söylüyor. Alım gücünün düşeceğini söylüyor. Siz de bir taraftan diyorsunuz ki biz emanet alacağız paranızı. Altı ay sonra da o paranın enflasyon karşısında ne kadar eriyeceğini, ne kadar alım gücünün düşeceğini hesapladınız mı? Yok.”
Birinci, halkın artık “bıçak kemiğe dayandı” dediğini, hükümetin ise batırdığı devleti kurtarmak için hayat pahalılığı ödeneğini vermeyerek insanları yoksulluğa değil açlığa mahkûm etmek istediğini savundu.
“SİZE KİM TALİMAT VERİYOR, KİME HİZMET EDİYORSUNUZ?”
Konuşmasının devamında hükümetin kendi başına karar vermediğini ima eden Birinci, özellikle Meclis Başkanlığı seçimi döneminde yaşananlara işaret ederek hükümetin talimatla hareket ettiğini söyledi. Kime hizmet ettiklerini açıkça anlatmaları gerektiğini belirten Birinci, şu soruları peş peşe sıraladı: “Hangi ülkenin, hangi devletin başbakanısınız, bakanlarısınız, milletvekillerisiniz?”
Birinci, hükümetin halktan koptuğunu, koltuk, rant ve çıkar ilişkileri için siyaset yaptığını savundu. Sahte diplomalar, yolsuzluklar, usulsüzlükler, kara para ilişkileri ve devlet kurumlarının itibarsızlaştırılması üzerinden hükümeti suçlayan Birinci, ülkenin dağlarının, ovalarının, ormanlarının, derelerinin ve denizlerinin peşkeş çekildiğini söyledi.
Bu bölümü şu sözlerle kurdu:
“Ülkenin dağlarını, ovalarını, ormanlarını, derelerini, denizlerini peşkeş çekiyorsunuz. Mafya ile, kara parayla iç içe olabilmek için mi yapılıyor bunlar? Sahte diploma yolsuzluğu devam edebilsin diye mi buradasınız? Anayasayı, yasaları, meclisi yok saymak için mi bu sıralardasınız?”
“BÜTÇEYİ BATIRDINIZ, ŞİMDİ VATANDAŞIN CEBİNE EL UZATIYORSUNUZ”
Birinci, hükümetin yıllardır yapılan uyarılara rağmen ekonomik sorunları görmezden geldiğini, enflasyonu düşürücü hiçbir tedbir almadığını söyledi. Maaşlar ve asgari ücret artsa da alım gücünün düştüğünü belirten Birinci, hükümetin şimdi de yasa tasarılarıyla emekçinin cebine el uzatmaya çalıştığını ifade etti.
Birinci, “Savaş” bahanesinin arkasına sığınıldığını, oysa savaşın etkilerinin henüz doğrudan ortaya çıkmadığını, buna rağmen zaten 2026 bütçesinin yaklaşık 25 milyar TL açıkla hazırlandığını söyledi. Asıl meselenin savaş değil, hükümetin yarattığı bütçe açığı olduğunu savundu.
Birinci, bu noktada çok açık konuştu:
“Bütçeyi batıracaksınız ve vatandaşın cebine elinizi sokmaya çalışacaksınız. Hangi hesapla? Hangi öngörüyle? Hangi projeyle? Veri var mı? Yok. Ekonomik öngörü var mı? Yok. Peki bunu niye yapıyorsunuz? Onu hepimiz biliyoruz.”
SAĞLIK ALANINDAKİ ÇÖKÜŞÜ ANLATTI
Hekim kimliğiyle de kürsüde konuşan Birinci, sağlık alanındaki sorunlara geniş yer ayırdı. Sağlık çalışanlarının çok zor şartlarda görev yaptığını, buna rağmen Sağlık Bakanlığı’nın katkı sunmak yerine sağlık emekçilerini tehdit ettiğini söyledi. Ülkedeki hasta yükünün son yıllarda en az on kat arttığını, ancak buna uygun bir planlama yapılmadığını belirtti.
Birinci, özel hastanelerde muayene ve tetkik maliyetlerinin halkın altından kalkamayacağı rakamlara ulaştığını, kamu sağlık hizmetinin ise bu talebi karşılayamaz hale geldiğini söyledi. Kendi örneğini vererek, kalp, tansiyon ve şeker hastası çok sayıda kişinin kendisine ulaştığını, ilaçlarını alamadıklarını, hastanelerde ilaç bulamadıklarını anlattı.
Bu tabloyu aktarırken şu ifadeleri kullandı:
“Tansiyon hastası, şeker hastası, kalp hastası insanlar beni arıyor. ‘Doktorum lütfen bize yardımcı ol. Paramız yok. Hastaneye gittik, ilaç bulamadık. İlacımızı alamıyoruz’ diyorlar. Bu insanlarımız çok sayıdadır bu ülkede.”
Birinci, suçlunun hastanede çalışan sağlık personeli değil, doğrudan hükümet ve Sağlık Bakanlığı olduğunu vurguladı. Girne Devlet Hastanesi’nin yıllardır tamamlanmadığını, buna karşılık Girne Asker Hastanesi üzerinden geçici çözümler üretildiğini anlattı. 2018 yılında ihaleye çıkılması planlanan Girne Hastanesi’nin o dönem 260 milyon TL bedelle gündeme geldiğini, bugün ise maliyetin 1 milyar TL’nin üzerine çıktığını, buna rağmen hâlâ açılmadığını söyledi.
“ROBOT ALDINIZ AMA PET/CT CİHAZI YOK”
Birinci, sağlık yatırımlarındaki önceliklerin de yanlış belirlendiğini savundu. Hükümetin gösterişli yatırımlar yaptığını, ancak temel ihtiyaçların hâlâ karşılanmadığını belirtti. Özellikle kanser hastalarının ihtiyaç duyduğu PET/CT cihazının yıllardır alınmadığını, bunun maliyetinin ve yıllık giderinin kaç kez sorulmasına rağmen yanıt verilmediğini söyledi.
Sağlık bütçesinden özel hastanelere aktarılan paraların büyüklüğüne de dikkat çeken Birinci, 2026’da 2 milyar 800 milyon TL hasta transfer gideri öngörüldüğünü, bunun 2 milyar 100 milyon TL’sinin Kıbrıs’ın kuzeyindeki özel hastanelere, 700 milyon TL’sinin ise Türkiye’ye gittiğini belirtti. Sağlık bütçesinin yüzde 15,2’sinin özel hastanelere aktığını söyleyen Birinci, doğru planlamayla bu kaynakların kamu altyapısına aktarılabileceğini savundu.
“AKSA’YA, İHALESİZ YAKITA, RANTA PARA VAR; EMEKÇİYE YOK”
Birinci, enerji ve ekonomi yönetimine ilişkin eleştirilerini de sürdürdü. Aksa’ya kaynak aktarıldığını, Kıb-Tek’e yatırım yapılmadığını, ihalesiz ve kalitesiz akaryakıt alımlarıyla birilerinin cebine para konduğunu söyledi. Bu tercihler nedeniyle elektrik fiyatlarının da yükseldiğini ifade etti.
Bunun yanında sahte diploma skandalıyla ülkenin üniversitelerinin itibarının uluslararası alanda zedelendiğini, inşaat sektörünün ve ona bağlı onlarca sektörün çökme noktasına geldiğini, hayvancıların, çiftçilerin ve üreticilerin perişan edildiğini anlattı. Artan fiyatlar nedeniyle alışverişin Kıbrıs’ın güneyine kaydığını, çarşı esnafının kepenk kapatmayı düşündüğünü belirtti.
Birinci, hükümetin çarşıyı ucuzlatmak için hiçbir tedbir almadığını, buna karşılık vatandaşın parasını keserek ülkeyi düze çıkaracağını iddia ettiğini söyledi.
“HALK BU TOKADI SANDIKTA VURACAK”
Birinci, Meclis’e gelen halkın çok ciddi bir mesaj verdiğini, bunun hafife alınamayacağını vurguladı. Son 26 yılın ardından ilk kez halkın bu şekilde Meclis’e girdiğini hatırlatarak, bunun siyasete ve hükümete dönük açık bir güvensizlik ifadesi olduğunu söyledi. Bu koşullarda yapılması gerekenin istifa etmek ve seçime gitmek olduğunu belirtti.
Birinci, “Geri alın da demeyeceğim” diyerek yasa tasarılarının komiteye çekilmesi çağrısını bile kullanmak istemediğini söyledi. Çünkü hükümetin kendi başına karar verdiğine inanmadığını açıkça ifade etti. Buna rağmen halkın iradesinin sandıkta çok net biçimde ortaya çıkacağını kaydetti.
Konuşmasının en sert bölümlerinden birinde şöyle dedi:
“Sandık kurulduğu zaman bu vatandaş size öyle bir tokat vuracak ki. Çünkü herkesi üzdünüz. Sadece CTP’liyi, UBP’liyi değil; tüm vatandaşları üzdünüz. O yüzden gideceksiniz. Ya şimdi istifa edersiniz ya da çok kısa zamanda sandıkla beraber gidersiniz.”
“HAZİRAN İÇİN ÇAĞRI YAPTI”
Birinci, seçimden kaçış olmadığını, bunun çok yakın olduğunu söyledi. Haziran’da seçime gidilmesi çağrısını yineleyen Birinci, hükümetin sandıktan korktuğunu ama halkın artık bunu açık biçimde talep ettiğini belirtti. Meclis’in sahibinin milletvekilleri değil halk olduğunu vurgulayan Birinci, dünyada da her zaman halkın dediğinin olduğunu söyledi.
Birinci, konuşmasının sonunda milliyetçilik söylemine de yüklenerek, gerçek milliyetçiliğin lafla değil ülkenin sağlığını, eğitimini, ekonomisini, adaletini ve demokrasisini ayağa kaldırmakla mümkün olduğunu ifade etti. CTP’nin ve kendileri gibi düşünen insanların bu ülkeyi daha iyi yerlere götüreceğini söyledi.
Konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Milliyetçilik demek ülkenin sağlığını, ülkenin ekonomisini, ülkenin eğitimini dünyada belli kriterlerin üzerine getirmektir. İnsanını saymaktır, sevmektir, adaletli olmaktır, demokrasiye saygı duymaktır. Öyle lafla milliyetçilik olmaz.”
Birinci, halkın önüne yeniden sandık konulduğunda gereken cevabın verileceğini savunarak kürsüden ayrıldı.
