Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir kez daha Osman Kavala için toplanıyor.
AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire’de, Kavala’nın ikinci başvurusunu ele almak üzere duruşma yapılıyor.
Büyük Daire’nin duruşma sonrasında hemen karar açıklaması öngörülmüyor.
Ancak AİHM Kavala’nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak değerlendirmeye aldı.
Nihai nitelikte olacak kararın gecikmeden, önümüzdeki aylarda açıklanması bekleniyor.
Sivil toplum alanındaki çalışmalarıyla tanınan iş insanı Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alınmış, 1 Kasım 2017’de de tutuklanmıştı.
Tutuklamanın odağında 2013’teki Gezi Parkı eylemleri yer alıyordu.
Kavala 2020 yılında bu davadan beraat etti ve hakkında tahliye kararı çıktı.
Aynı gün “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla devam eden dava kapsamında tekrar gözaltına alındı ve tutuklandı.
Bu dava kapsamında Kavala hakkında, Yargıtay tarafından da onanan, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlamasıyla verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası bulunuyor.
Kavala ise suçlamaları reddediyor ve “masumiyet karinesinin çiğnendiği, temelsiz iddiaların, yalan beyanların
kullanıldığı bir yargılama süreci yaşadığını” söylüyor.
İLK KARAR 2019’DA AÇIKLANDI
Kavala’ya ilişkin yargı süreci başından bu yana AİHM’nin gündeminde önemli yer tutuyor.
AİHM, Kavala’ya ilişkin ilk kararını 10 Aralık 2019’da açıkladı.
Bu karar, tutuklama ve yargılama öncesi gözaltı süresine ilişkindi.
Mahkeme, kararında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen beşinci maddesini ve haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasına ilişkin 18. maddesini ihlal ettiğine karar verdi.
AİHM’nin kararında, “yargı makamlarının tutuklama kararı verirken ileri sürülen şüpheyi somut deliller ile gerekçelendirmediğine ve mevcut kanunları Osman Kavala’yı susturmak ve diğer insan hakları savunucularını caydırmak amacıyla kullandıklarına” hükmedilmişti.
Aynı kararda, kararların bağlayıcılığı ve infazına ilişkin 46. madde bağlamında, Türkiye’nin Kavala’nın tutukluluğuna son vermek ve derhal serbest bırakılmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alması gerektiğine de hükmedildi.
Mahkeme, Kavala tarafından açılan ilk davada, ilgili mevzuatın makul olmayan şekilde yorumlanması ve uygulanması nedeniyle Kavala’nın hukuka aykırı ve keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığına kanaat getirerek derhal serbest bırakılmasını talep etti.
Türkiye’nin, AİHM kararının gereklerini yerine getirmemesi üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu durumun tespiti için konuyu mahkemeye sevk etti.
AİHM, 11 Temmuz 2022’de aldığı kararda, “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler” ifadelerinin yer aldığı AİHS’nin 46. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.
KAVALA’NIN İKİNCİ BAŞVURUSU
Kavala, 18 Ocak 2024’te yaptığı ikinci başvuruda, 10 Aralık 2019 tarihli kararın ardından kendisine karşı alınan tüm tedbirleri AİHM önüne taşıdı.
Bu çerçevede AİHS’nin yedi maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiği tezi işleniyor.
Başvuruya konu olan ve ihlal edildiği savunulan AİHS maddeleri şunlar:
3. madde: İnsanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı.
5. madde: Özgürlük ve güvenlik hakkı.
6. madde: Adil yargılanma hakkı.
7. madde: Kanunsuz ceza olmaz ilkesi.
10. madde: İfade özgürlüğü.
11. madde: Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü.
18. madde: Haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlanması.
Normalde, “Kavala 2” olarak da adlandırılan bu başvurunun yedi yargıçtan oluşan bir AİHM dairesi tarafından değerlendirilip karara bağlanması öngörülüyordu.
Süreç bu şekilde başlamış olsa da ilgili daire, 16 Aralık 2025’te, yetkisinden Büyük Daire lehine feragat etti.
TARAFLARA 10 SORU GÖNDERİLDİ
AİHM, 19 Ocak 2026’da, taraflara 10 soru gönderdi.
Başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketip tüketmediği, 2019 kararı sonrası gözaltında tutulmasının keyfi bir özgürlük kısıtlaması olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, yargılama sürecinin başvuru sahibine yöneltilen cezai suçlamanın karara bağlanmasında adil bir yargılama imkanı sağlayıp sağlamadığı ve masumiyet karinesi ilkesine uyulup uyulmadığı bu sorular arasında yer alıyor.
Başvuruya ilişkin duruşma da genel hatlarıyla bu soruların cevapları üzerinden ilerleyecek.
AİHM KARARLARINA UYMAK ZORUNLU
AİHS’nin 46. maddesi gereği, sözleşmeye taraf olan devletler açısından AİHM kararları bağlayıcı nitelikte.
Türkiye, AİHS’yi 1950’de imzaladı, 1954’te onayladı.
Bireysel başvuru hakkını 1987’de tanıyan Türkiye, AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini 1989’dan bu yana tanıyor.
AİHM kararlarının uygulanması bireysel ya da genel önlemlerle yapılıyor.
Bireysel önlemler, başvuranın hakkının ihlaline yol açan sebepleri ortadan kaldırmayı, genel önlemler ise başvuruya konu ihlali herkes için ortadan kaldırmayı ve böylece ihlalin devamını önlemeyi sağlayacak tedbirlerden oluşuyor.
AİHM kararlarının uygulanmasının takibi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yapılıyor.
Türkiye’nin AİHM tarafından açıklanan kararlara uyum düzeyi genelde oldukça yüksek.
Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş örneklerinde olduğu gibi kritik davalarda bu uyum oranının daha düşük seyretmesi dikkat çekiyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2021 yılında “Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. ‘Yok’ farz ediyoruz. Bizim indimizde bunlar yok hükmündedir” demişti.
BBC Türkçe
