Bugün Kıbrıs

Değişen Dünya Düzeni ve Kıbrıs’ta Çözüm: Güç Mü, Çok Taraflılık mı?

Bu tablo sıklıkla “çok kutuplu dünya düzeni” olarak tanımlanıyor. Ancak bu kavram, Kıbrıs sorununun çözümü açısından dikkatle ele alınmadığında umut değil, yeni riskler üretme potansiyeli taşıyor. Çünkü çok kutupluluk ile çok taraflılık aynı şey değildir.

Kıbrıs Türk Toplumunun İradesi
Kasım 2025’te Kıbrıs Türk toplumunun yaptığı seçim, bu ayrımı açık biçimde ortaya koymuştur. Toplum, statükoyu ve izolasyonu değil; çözümü, diyaloğu ve uluslararası meşruiyeti savunan Tufan Erhürman’ı seçerek güçlü bir siyasi irade beyanında bulunmuştur. Bu tercih, Kıbrıs Türk toplumunun değişen dünya düzenine güç siyasetiyle değil, hukuka ve çok taraflılığa dayalı bir çözüm perspektifiyle yanıt vermek istediğini göstermektedir.

Çok Kutupluluk ve Çok Taraflılık Arasındaki Fark
Çok kutupluluk (Multipolarism), gücün birden fazla merkez arasında dağıldığı bir uluslararası ortamı tanımlar. Ancak bu durum, küçük ve bölünmüş toplumlar için otomatik olarak daha adil bir düzen anlamına gelmez. Aksine, kuralsız güç rekabetinin yoğunlaştığı bir dünyada Kıbrıs gibi sorunlar, büyük aktörlerin pazarlık alanına dönüşme riski taşır. Bu nedenle Kıbrıs açısından asıl mesele, kaç güç merkezinin olduğu değil; bu güçlerin hangi kurallar çerçevesinde hareket ettiğidir.

Çok taraflılık (Multilateralism) ise tam tersine, uluslararası hukuk ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla tarafların iradesini güvence altına alır. Birleşmiş Milletler kararları ve AB müktesebatı, Kıbrıs Türk toplumunun siyasi eşitliğini ve haklarını koruyan temel dayanaklar olma potansiyeli taşır.

AB’nin Çifte Standardı ve Kıbrıs’a Etkisi
Avrupa Birliği, uluslararası ilişkilerde özellikle Filistinliler ve İranlılar konusunda sergilediği çifte standart nedeniyle eleştirilmektedir. Bu tutarsızlık, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik yaklaşımında da kendini göstermektedir. AB’nin Kıbrıs’ta taraflardan birini kurumsal üstünlükle desteklemesi, çözüm sürecindeki etkisini zayıflatmakta ve tarafsız bir aktör olarak güvenilirliğini sorgulatmaktadır. Dolayısıyla, Kıbrıs’ta çok taraflılığın güvenilirliği, AB’nin uluslararası hukukta tutarlı bir çizgi izlemesine bağlıdır.

Güvenlik ve Garantiler Çıkmazı
Kıbrıs müzakerelerinin en kritik ve çözümsüz kalan başlığı güvenlik ve garantiler meselesidir. Bu konu, yalnızca iki toplum arasında değil, garantör devletler açısından da belirleyici bir unsur olmuştur. Çıkmazın aşılması için güvenlik düzenlemelerinin:

Böyle bir çerçeve, hem Kıbrıs Türk toplumunun güvenlik kaygılarını giderecek hem de Kıbrıs Rum toplumunun bağımsızlık ve egemenlik endişelerini dengeleyecektir. Garantörlük sistemi, tarafların iradesini yok saymadan, uluslararası hukukla uyumlu, denetlenebilir ama etkin bir yapıya dönüştürüldüğünde çözümün önündeki en büyük engel aşılabilir.

Özetle
Kıbrıs sorununun çözümü, ne büyük güçlerin rekabetine bırakılabilecek kadar önemsiz, ne de taraflardan birinin kurumsal üstünlüğüne teslim edilebilecek kadar basit bir mesele değildir. Bugün hem Kıbrıs Türk toplumunun Kasım 2025’te ortaya koyduğu çözüm iradesi, hem de uluslararası konjonktür, müzakerelerin BM parametreleri temelinde ve AB hukukunun ayrıştırıcı değil destekleyici rolüyle yeniden başlatılması için gerçek bir fırsat sunmaktadır.

Bu fırsat, ancak çok taraflılık bir taktik değil, ilke olarak benimsendiğinde değerlendirilebilir. Kıbrıslıların geleceği güç gösterilerinde değil; eşitlik, hukuk ve karşılıklı tanınma temelinde kurulacak ortak bir siyasi iradede yatmaktadır. Bugün yapılması gereken, “50 yıl denendi olmadı, artık dünya değişti” söylemini çözümsüzlüğün bahanesi olmaktan çıkarıp, çok taraflı, kapsayıcı ve sonuç alıcı bir barış sürecinin gerekçesi haline getirmektir.

Exit mobile version