Bugün Kıbrıs
CTP milletvekili Ürün Solyalı, Şartlı Tahliye (Değişiklik) Tüzüğü ile Cezaevleri (Değişiklik) Tüzüğü’nde yapılan değişikliklere sert tepki gösterdi. Solyalı, yapılan düzenlemelerin cezanın fiili yatış süresini aşağı çektiğini, erken tahliye yollarını genişlettiğini ve bunun teknik bir değişiklik olarak görülemeyeceğini ifade etti.
Solyalı, açıklamasında, “Oldu olacak tüm yargılamayı da Cezaevi Müdürü yapsın! KADI sıfatını alsın!” diyerek, düzenlemelerin yargı yetkisinin idari tasarrufla aşındırılması sonucunu doğurduğunu savundu.
“BU, TEKNİK DÜZENLEMEDEN ÖTE SİYASİ MÜDAHALEDİR”
Yayımlanan değişikliklerle birlikte cezanın “yatış” süresinin fiilen düşürüldüğünü belirten Solyalı, “Bu değişiklikler teknik düzenlemeden öte sisteme doğrudan siyasi müdahaledir” dedi.
Hükümetin bunu “yargı reformu” olarak sunamayacağını kaydeden Solyalı, “Mahkemenin verdiği cezayı, tüzük eliyle ve tek kişiye verilen yetki ile aşındırmak da nereden çıktı?” ifadelerini kullandı. Solyalı, yeni düzenlemeye göre 1 ay ile 24 ay arasında hapis cezası alan hükümlüler için her ay başına 2 gün ek indirim öngörüldüğünü, buna ek olarak şartlı tahliye başvuru süresinin de cezanın üçte biri tamamlandığında kurul önüne çıkma imkanı tanıyacak şekilde düzenlendiğini belirtti.
Bu tercihin kamu vicdanında zaten yara açan bir alanda yapıldığına dikkat çeken Solyalı, hükümetin bu yaklaşımının tesadüf olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
“SORUN YALNIZCA İNDİRİM DEĞİL”
Rehabilitasyon ve iyi hal uygulamalarının elbette ceza infaz sisteminin parçası olduğunu belirten Solyalı, asıl meselenin yalnızca indirim oranları olmadığını kaydetti. Solyalı, “Burada sorun yalnızca indirim değildir. Asıl sorun, cezanın anlamını ve mahkeme kararının ağırlığını siyasi idarenin tasarrufuna açmaktır” dedi.
Mahkemenin hüküm verdiğini, savcının davayı yürüttüğünü, polisin soruşturma yaptığını ve cezaevi personelinin de zor koşullar altında kamu düzeni için ağır bir yük taşıdığını vurgulayan Solyalı, hükümetin bir gecede yaptığı tüzük değişikliğiyle bütün bu adalet zincirinin üstüne çizgi çektiğini söyledi. Solyalı, bunun “belki de birilerine fayda adına” yapıldığı izlenimi yarattığını da sözlerine ekledi.
“YETKİ HANGİ ÖLÇÜTLE KULLANILACAK?”
Solyalı, böylesine kritik sonuçlar doğuracak bir sistemin idari ve kurumsal zemininin dahi tartışmalı olduğunu belirtti. Yetkinin cezaevi müdüründe toplanması halinde, bu yetkinin hangi ölçütlere göre ve nasıl bir denetim mekanizması içinde kullanılacağının açıklanması gerektiğini söyledi.
Açıklamasında, “Daha da vahimi, bu kadar kritik sonuç doğuran bir sistemin idari ve kurumsal zemini bile tartışmalıdır. Yetki cezaevi müdüründe toplanıyorsa, o yetkinin hangi ölçütle, kimin denetime tabi biçimde kullanılacağı açıklanmalıdır” diyen Solyalı, bu alandaki belirsizliğin hem hukuki hem de kurumsal açıdan ciddi sorunlar yarattığını ifade etti.
“CEZA ADALETİ SİSTEMİ SİYASİ RANT ALANI OLAMAZ”
Ceza adaleti sisteminin siyasi rant alanına dönüştürülemeyeceğini vurgulayan Solyalı, özellikle çocuklara yönelik cinsel suçlar, uyuşturucu suçları, şiddet suçları ve kamu vicdanını derinden yaralayan meselelerde hükümetin görevinin infazı gevşetmek değil, güven veren bir sistem kurmak olduğunu kaydetti.
Solyalı, “Ceza adaleti sistemi siyasi rant alanı olamaz. Hele hele çocuklara yönelik cinsel suçlar, uyuşturucu suçları, şiddet suçları ve kamu vicdanını derinden yaralayan meseleler söz konusuysa, hükümetin görevi infazı gevşetmek değil; toplumu, mahkumu, mağduru koruyan, öngörülebilir, şeffaf ve güven veren bir sistem kurmaktır” dedi.
Bununla birlikte modern ceza infaz sistemlerinin rehabilitasyon, hayata hazırlama, hatasını anlama, meslek edindirme ve okuma-yazma öğretme gibi unsurlar üzerine kurulmasının önemine de işaret eden Solyalı, iyi hale gelen mahkumların bundan yararlanmasının gerekli olduğunu belirtti.
“CEZAEVİ MÜDÜRÜ BİLE ATANMAMIŞKEN”
Düzenlemenin idari açıdan da sorunlu olduğunu kaydeden Solyalı, cezaevi müdürü dahi atanmamışken bu mekanizmanın fiilen kimin eliyle işletileceğinin belirsiz olduğunu söyledi.
Solyalı, “Cezaevi müdürü bile atanmamışken bu mekanizma fiilen kimin eliyle işletilecektir? Böylesi bir belirsizlik içinde yapılan değişiklik, yalnızca hukuki değil, idari meşruiyet bakımından bile bir sorun üretmektedir” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.
