Bugün Kıbrıs
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, Kanal T’de Ahmet Kaptan’ın programına katılarak gündeme ilişkin açıklamalar yaptı. Nazlı, partide yürütülen mücadelenin kolektif emekle sürdüğünü vurguladı; unvanlardan bağımsız biçimde herkesin mücadeleye katkı sunduğunu belirtti. Genel sekreterlik görevini devralmanın kendisi için bir onur olduğunu ifade eden Nazlı, bu görevin mücadeleyi temsil etme açısından özel bir anlam taşıdığını söyledi.
BAĞIMSIZLIK YOLU’NUN TEMEL HEDEFİ ENTERNASYONAL DAYANIŞMA
Nazlı, partinin son genel kurulunda oy birliğiyle kabul edilen karar doğrultusunda, emperyalist savaş koşullarında Kıbrıslı sosyalistlerin enternasyonal dayanışmayı artırmayı hedeflediğini dile getirdi. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının yaşandığı bir dönemde alınan bu kararın, bölgesel gelişmelerle birlikte daha da önemli hale geldiğini belirten Nazlı, İngiliz üslerinin varlığının adayı istemediği savaşların parçası haline getirdiğini söyledi.
Nazlı, bu nedenle Bağımsızlık Yolu’nun yıllardır dile getirdiği “adada İngiliz üslerinin kaldırılması” talebinin güncelliğini koruduğunu kaydetti. İçeride halkın özne olacağı bir mücadele yürütürken, dışarıda komşu ülkelerle dayanışmayı güçlendirecek bir döneme girildiğini ifade eden Nazlı, emeğin hakları, kadın özgürlüğü ve doğanın korunması başlıklarında sürdürülen mücadelenin de kararlılıkla süreceğini belirtti.
SAVAŞ KARŞITI ORTAK MÜCADELEYE VURGU
Nazlı, savaş karşıtı ortak mücadele kapsamında Kıbrıs’ın güneyindeki NEDA ve DiEM25 Kıbrıs örgütleriyle üç dilli ortak açıklama yayımlandığını hatırlattı. Gazze ile ilgili hem Kıbrıs’ın kuzeyinde hem de Kıbrıs’ın güneyinde gerçekleştirilen eylemleri takip ettiklerini ve bu eylemlerin parçası olduklarını söyleyen Nazlı, İngiliz üslerine yönelik saldırıların yalnızca güneyde yaşayanları değil, tüm adayı ilgilendirdiğini ifade etti.
Bu nedenle ortak itirazın önemli olduğunu belirten Nazlı, savaş ortamında adayı askeri gerilimlerin bir uzantısı haline getiren yapılara karşı birlikte ses yükseltilmesi gerektiğini söyledi.
EKTAM DİRENİŞİ TÜM ÖZEL SEKTÖRÜ İLGİLENDİRİYOR
Nazlı, özel sektörde sendikalaşmanın zayıf olduğu bir dönemde Ektam emekçilerinin cesur bir adım attığını ifade etti. İşçilerin DEV-İŞ’e bağlı Emek-İş’te örgütlendiğini ve yetki belgesinin alınmasının ardından işverenin 39 işçinin işine son vermeye çalıştığını kaydeden Nazlı, fesih gerekçesi olarak “teknik ve ekonomik nedenler” gösterilse de asıl nedenin sendikal örgütlenme olduğunu söyledi.
İşçilerin bir ayı aşkın süre sürdürdüğü mücadelenin mahkemeden ara emri alınmasını mümkün kıldığını belirten Nazlı, bu kararın önemli olduğunu ifade etti. Nazlı, karar doğrultusunda işçilerin hâlâ çalışıyor statüsünde sayıldığını ve işverenin grev kırıcılığı yapmasının da yasaklandığını söyledi.
Bu sürecin yalnızca Ektam işçilerini değil, tüm özel sektör çalışanlarının sendikalaşma hakkını doğrudan ilgilendirdiğini belirten Nazlı, bunun işçi sınıfı açısından daha geniş bir anlam taşıdığını kaydetti.
“SENDİKASIZ ÇALIŞTIRMANIN YASAKLANMASI” ÖNERİSİ
Nazlı, Bağımsızlık Yolu’nun “sendikasız çalıştırmanın yasaklanması” yönünde net bir önerisi bulunduğunu hatırlattı. Buna göre, 10 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde sendikasız işçi çalıştırılmasının yasaklanmasını öngören yasa önerisinin kamuoyuna açık olduğunu söyledi.
Nazlı ayrıca, özel sektörde asgari ücretin en düşük kamu maaşına endekslenmesi önerisinin de diğer siyasi partiler tarafından gündeme getirilmeye başlandığını belirtti. Bu başlıkların, emek mücadelesinin yalnızca tek tek iş yerleriyle sınırlı kalmadığını; daha geniş bir toplumsal ve siyasal mücadele alanı oluşturduğunu ifade etti.
“ZEM VE KADİH SUÇU CEZA YASASINDAN ÇIKARILMALI”
Nazlı, “zem ve kadih” suçunun ceza yasasından çıkarılması gerektiğinin altını çizdi. İfade özgürlüğünü sınırlayan düzenlemelerin toplumda otosansüre yol açacağını dile getiren Nazlı, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda yapılması planlanan değişikliklerin gazetecilerin yolsuzluk haberleri yapmasını zorlaştırabileceğini söyledi.
Nazlı, böyle bir düzenlemenin yolsuzlukla mücadeleyi zayıflatacağını ifade etti. Basın özgürlüğünü, ifade hakkını ve toplumun haber alma hakkını daraltacak girişimlerin demokratik alanı küçülteceğini belirten Nazlı, bu nedenle söz konusu değişikliklere karşı çıkılması gerektiğini kaydetti.
PROTOKOLE DE TÜRK TELEKOM’A DA KARŞI
Nazlı, fiberoptik protokolünün Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşınmasını olumlu bir adım olarak değerlendirdi. Ancak protokolün içeriğine karşı olduklarını açık biçimde ortaya koyan Nazlı, protokol kapsamında stratejik öneme sahip iletişim altyapısının yabancı bir şirkete devredilmesinin sakıncalı olduğunu söyledi.
Nazlı, Türk Telekom’a sınırsız ayrıcalık tanındığını, vergi ve istihdam muafiyetleri yoluyla kamu maliyesinin zarara uğratılacağını savundu. Veri güvenliği konusunun da kritik bir risk taşıdığını belirten Nazlı, bu proje kapsamında devletin şirketle veri paylaşmak zorunda kalabileceğini ve kişisel verilerin tehlikeye girebileceğini dile getirdi.
Toplumun geniş kesimleri ile Tel-Sen’in yürüttüğü mücadeleyi desteklediklerini söyleyen Nazlı, iletişim altyapısının yabancı bir şirkete devredilmesinin ülke yararına olmayacağını vurguladı.
