Bugün Kıbrıs

FALYALI YAŞIYOR – 6. BÖLÜM: PAŞA, MARİNA VE DEMİR HATTI

Kıbrıs’ın kuzeyindeki “özel durum” yalnızca hukuki boşluklarla açıklanamaz. Son kırk yılda kurulan düzen; siyaset, askeri yapı, bürokrasi ve özel sermaye arasında oluşan gri alanlarda büyüdü.

“Türkiye’den emir geldi” cümlesi çoğu zaman tartışmayı bitirdi. “Vatan”, “bayrak” ve “güvenlik” söylemi, sorgulanması gereken dosyaların üstünü örttü.

Halil Falyalı’nın bayraklara sarılarak, şehit protokolüyle uğurlanması bu siyasal-psikolojik zeminin sonucuydu. Falyalı tek başına değildi; siyaset, emniyet ve yargı içinde oluşan büyük bir “göz yummanın” ürünüydü.
Bu bölümde, tanık Cemil Önal’ın anlatımlarına dayanan iki başlığı inceliyoruz:
Marina ve askeri alan iddiaları ile otel-casino inşaatındaki para akışı.

MARİNA DOSYASI: “ASKER SES ÇIKARMADI”
Önal’a göre Falyalı’nın parsel numarası bile görünmeyen Girne’deki Les Ambassadeurs oteli çevresinde yapılan marina ve dolgu işlemlerinde askeri alan sınırları tartışma konusuydu. O dönem Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı olan Ömer Paç’ın adı, Önal’ın anlatımında sıkça geçiyor.

Önal’ın iddiasına göre otelin deniz tarafında dolgu yapıldı, marina ve iskele inşa edildi. Süreçte “askeri güvenlik” açısından itiraz gelmedi. İzin süreçleri sonradan tamamlandı.

“Asker ım kım diyebilirdi… Ama diyemedi.”

Bu iddia doğruysa mesele yalnızca bir inşaat faaliyeti değil; güvenlik hassasiyeti olan bir bölgede fiili durum yaratılması anlamına gelir.

Ömer Paç’ın kariyerine bakıldığında, 15 Temmuz 2016 sonrası YAŞ kararıyla KTBK Komutanlığı’na atandığı, 2017’de Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla emekliye sevk edildiği görülüyor. Emeklilik sonrası 2024’te Ercan’da kaçak tütün vakasıyla gündeme gelmesi ise ayrı bir dosya.

Ancak burada önemli olan, Önal’ın şu iddiası:
“Askeri istihbarat biliyordu kimlerle görüştüğünü.”

Bu, resmi kurumların bilgi sahibi olduğu halde müdahale etmediği imasını taşır. İddia ciddi, araştırılması gerekir.

HAFRİYAT VE “SONRADAN İZİN”
Önal’a göre marina süreci şöyle ilerledi: Dolgu için hafriyat özel arazilerden taşındı, deniz dolduruldu, fiili inşaat tamamlandı, ardından izin süreçleri işletildi. Süreçte “Erhan” devreye girdi. Kaçak şekilde başlayan inşaat ile ilgili işleri yürüttü.

Bu anlatım, “önce yap-sonra yasallaştır” modelini tarif ediyor.
Eğer doğruysa bu, klasik bir yöntemdir:
Fiili durum yaratılır, bürokrasi sonradan uyarlanır.

Cemil Önal’ın konuyla ilgili anlatımı aynen şöyle:
“Ömer Paşa vardı. Eski Güvenlik Kuvvetleri Komutanı. Onunla da Halil’in arası çok iyiydi.

Hani sen dedin ya, ‘marina izninde askerden izin aldınız’. Aslında askerden izin almadık.

Jasmin’in (Jasmin Court Otel) yeriydi. Ama Jasmin’i arkana aldığında sol tarafı da askerin yeriydi. O zaman o Güvenlik Kuvvetleri Komutanı işte Ömer Paşa idi.

Bu adam böyle işte bankacılar, tepedekiler… Sonra normalde bu Ömer Paşa Kıbrıs’ta güvenlik kuvvetlerinde top seviyeye ulaştı ya, top seviyeden sonra Türkiye’ye geliyorsun, kolordu komutanı oluyorsun. Onu yapmadılar, onu emekliye ayırdılar o zaman, sonuçta askeri istihbarat da biliyordu bunun kimlerle görüştüğünü, ne görüştüğünü.

Orada o askerin ses çıkarmamasının sebebi; askerin arazisi değildi, sonuçta orası devletin arazisi. Denizi doldurduk da Jasmin ses çıkaramadı çünkü onların o anda kaos zamanıydı iki kardeş birbirine tutuşmuştu para derdindeydi ama asker ım kım diyebilirdi, güvenlik nedeniyle yapmayın etmeyin… E asker gidip bunu polise söylemesi lazımdı. Ömer Paşa’yı ezip kim söyleyebilecekti ki? O adam, Paşa orada yemek yiyor, oradaki bir tane uzman çavuş ya da subay astsubay gidip…

Bak sana göstereyim. Bak, otel normalde şu bina. Şu bina otel. Burası komple biz denizi doldurduk. Okey? Otel burası. Burayı doldurduk. Sonra da işte kendimiz yaptık. Burası kaçak yapıldı. Bunlar zaten kaçak. Normalde yapılmaması gerekiyordu. İskele de yaptık ya bildiğin.

O marinada o zaman Ömer yardımcı oldu işte, Ömer Paşa…

O zamanlar hiçbir şey yoktu, izin mizin yoktu. Mesela senin inşaatın vardı. Senin şahsının arazisinden hafriyat çıkıyor ya biz o hafriyatı oraya döktük işte o limanı öyle yaptık. Sonra Erhan devreye girdi izinleri koşturdu.”

DEMİR HATTI: SUNAT ATUN İDDİASI
Bu bölümün ikinci başlığı, otel ve casino inşaatında kullanılan demir tedariki.
Önal’ın iddiasına göre demirler, Sunat Atun’un şirketi üzerinden alındı.

İddia zinciri şu şekilde: Türkiye’de yasa dışı bahis gelirleri toplanıyor, büyük meblağlar şirket hesaplarına aktarılıyor, bu paranın bir bölümü Atun Ltd. hesabına gönderiliyor, demir tedariki bu para üzerinden sağlanıyor. Böylece para hem “temizlenmiş” oluyor hem komisyon maliyetinden kaçınılıyor.

Önal’ın ifadesi: “Komisyon vermemiş oluyorduk, paramızı temizlemiş oluyorduk.”

Burada iki kritik başlık var:

Türkiye’den KKTC’ye ticari gerekçesi tartışmalı para transferi
İnşaat malzemesi üzerinden kara para aklama iddiası

Önal ayrıca, demirin piyasa fiyatı üzerinden “yüksekten faturalandırma” ihtimaline de işaret ediyor. Yani doğrudan nakit teslimine gerek kalmadan ticaret marjı üzerinden kazanç sağlandığını öne sürüyor.

Bu iddialar, banka kayıtları ve ticari faturalar incelenmeden doğrulanamaz. Ancak anlatım, inşaat sektörünün para aklama aracı olarak kullanıldığı klasik modele uyuyor.

Önal’ın kurduklarını iddia ettiği sistem ile ilgili anlattıkları şöyle:

“Falyalı’nın oteli yapılınca hani deniz tarafında casino yaptık ya, orası biliyorsun topraktı. Oraya bütün demirini Sunat Atun’dan aldık. Atun Ltd. Mağusa’da. Ama biz o paraları nereden gönderdik biliyor musun?

Türkiye’de o bahisten topladığımız paraları Atun Ltd’ye atıyorduk. Hani biz 50 bin 50 bin topluyorduk büyük şirkete 500 bin atıyorduk ya o 500’den de Sunat’a, Atun Ltd’ye atıyorduk.

E demir Türkiye’ye mi gönderiliyor, demir Kıbrıs’ta gönderilmiş Falyalı’nın oteline gönderiyorsun, para Türkiye’den geliyor. Normalde bankalar soruyor. Kardeşim sana 500 bin TL geldi de Türkiye’deki firmadan geldi, neden geldi? Sen dış ticaret yapmıyorsun, normal bir esnafsın buna karşılık bir fatura mı keseceksin yoksa bir ticaret belgesi mi göstereceksin? Ama Atun’a soramadıkları için bizim de işimize geliyordu. Neden? Sana anlattım ya; biz yüzde 2,5 dövizciye komisyon veriyorduk, kurdan da yüzde 1,5 komisyon veriyorduk, 4 komisyona geliyordu. Hem komisyon vermemiş oluyorduk hem paramızı temizlemiş oluyorduk hem de otele bedavadan demirleri işte Atun’dan alıyorduk, Atun’la da ticaret yaptığımız için onun hesabı da kontrol edilmiyordu. Öylelikle gayet güzel ilerliyorduk.

Sunat Atun, Enerji ve Tabi Kaynaklar bakanlığı mı yaptı bir ara? Oraya ben, Falyalı gittik bir kere. Onun haricinde Sunat Atun’la işte dışarıda buluşurlardı, Mağusa’da buluşurlardı. Sunat Atun’a parayı götürmene gerek yok ki 50 ton demir alırsın 1000’dense 1300’den alırsın zaten Sunat orada içinden parasını alır. Yani şöyle bir şey, senin şirketin kara para aklamaya göz yumuyor, yardımcı oluyor, bunun karşılığında demiri satıyorsun. Demir borsa gibidir. Yani bugün 650 ise yarın 651 dolar olabilir. Biz önceden parayı yolluyorduk, adam aslında bizim gönderdiğimiz parayla demiri alıyordu, Falyalı’ya veriyordu, üstünü alıyordu ya da daha pahalıya satıyordu biz bir şey demiyorduk.“

Falyalı öldü.
Tanık susturuldu.

Ama şu sorular hala ortada:
Marina izni hangi resmi yazışmayla verildi?
Dolgu ve iskele ruhsatı hangi tarihte alındı?
İnşaat demiri ödemeleri hangi banka kanalıyla geçti?
Transferlerin ticari karşılığı var mı?

FALYALI YAŞIYOR – FİNAL
Bu dosya burada bitiyor.
Ama hikaye bitmiyor.
“Falyalı Yaşıyor” yazı dizisinin bu son bölümünde, siyaset–bürokrasi–sermaye üçgeninde kurulduğu iddia edilen yapıyı; marina süreçlerinden inşaat finansmanına, izin mekanizmalarından para akışına kadar tanık anlatımları üzerinden ortaya koyduk.
Bu yayımladıklarımız, Önal’ın kayıtlarının ve ulaştığımız bilgi setinin yalnızca bir bölümüdür.
Tanığın infazından sonra yaşananlar…
Organize suç örgütleriyle bağlantılı isimlerden gelen yeni itiraflar…
Türkiye ve Avrupa hattında açılan dosyalar…
Devlet içindeki kırılmalar ve perde arkasındaki panik…
Bunların tamamı ayrı ve çok daha geniş bir çalışmanın konusu.
Bu nedenle dosyanın devamı, belgeleri, tanıklıkları ve arka plan analizleriyle birlikte kitaplaştırılacak.
Çünkü bazı hikayeler bu haberlere sığmaz.
Bazı dosyalar kapanmaz; derinleşir.
“Falyalı Yaşıyor” bir yazı dizisiydi.
Şimdi daha kapsamlı bir hafıza kaydına dönüşüyor.
Devamı kitapta.


 

Exit mobile version