BAŞLARKEN…
2025’e damgasını vuran “Falyalı Yaşıyor” dosyasının ilk bölümleri yayımlandığında, en sert yankı Ankara’dan geldi. Çünkü ortaya çıkan tablo yalnızca bir yeraltı figürünün yükseliş hikayesi değildi.
Halil Falyalı’nın nasıl büyüdüğü, hangi siyasi zemin üzerinde serpildiği ve uluslararası para trafiğinin hangi kanallar üzerinden aktığı somut anlatımlarla görünür hale gelmişti.
Gazetemize konuşan tanık Cemil Önal, kısa süre sonra Hollanda’da infaz edildi. O tarihten bu yana uluslararası istihbarat birimleri dosyanın izini sürüyor. Türkiye’de eş zamanlı olarak başlatılan operasyonlar ve yapılan yasal düzenlemeler, birilerinin bu hikayeden “ders” çıkardığını gösteriyor.
Biz ise burada kaldık.
Bu arka bahçede.
Aldığımız ölüm tehditleriyle uzun süre izole bir yaşam sürerek hem hayatta kalmaya hem gazetecilik yapmaya çalıştık. Çocuğumuzun canıyla tehdit edildik. Ülkeyi terk etmemiz “tavsiye” edildi.
Gitmedik.
Gerçeklerin ortaya çıkma huyu değişmez. Sadece zamanı vardır.
Bugün tehditlerin tonu düşmüş, bir “normalleşme” havası yaratılmaya çalışılıyor. Oysa tam da bu dönemde, Kıbrıs’ın kuzeyinde yozlaşma zirve yapmış durumda. “Yolsuzluklarla ilgili verilemeyecek hesabımız yok” diyen iktidar söylemi sürerken, aynı iktidarın iç halkasındaki isimler yolsuzluk davalarında yargılanıyor.
Vitrin parlak. Arka plan karanlık.
Tam da bu yüzden dosyayı tamamlamanın zamanının geldiğine karar verdik.
Çünkü mesele geçmişte kalmış bir cinayet değil. Mesele yaşayan bir düzen.
FALYALI YAŞIYOR – 4. BÖLÜM: ‘ÜNAL ÜSTEL VE OĞULLARI LTD.’
Dosya burada sertleşiyor.
2018 sonrası kurulan hükümetler zinciri yalnızca siyasi istikrarsızlık üretmedi; finansal ve yapısal bir dönüşüm yarattı. Koalisyonlar düştü, vitrinler değişti, koltuklar el değiştirdi. Ancak sistem yerinde kaldı.
2018’de kurulan dört partili hükümetin çöküşüyle başlayan süreç, 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 2022 erken genel seçimiyle birlikte yeni bir faza geçti.
Yaratılan boşluk, Ersin Tatar’ın Ankara destekli yükselişi ve Ünal Üstel’in 2022’de başbakanlık koltuğuna oturtulmasıyla yeni bir siyasi mimariye dönüştü.
Bu mimarinin finansörü kimdi?
Cemil Önal’a göre cevap net: Falyalı.
“50 BİN EURO BEN VERDİM”
İddiaya göre para transferleri “iş karşılığı” değil, sistem ilişkisi çerçevesinde gerçekleşiyordu. Arama gelir, ihtiyaç bildirilir ya da “ara ara fişeklenirdi.”
Bu anlatım, klasik rüşvet şemasından farklı bir tablo çiziyor.
Burada “ihtiyaç temelli” değil, ilişki temelli bir finansman modeli var.
Önal’ın ifadesine göre konuşmalar kayıtlı.
Yer: Girne’de oto yıkama.
Miktar: 50.000 Euro.
Gerekçe: “Hatırlamıyorum.”
Bu belirsizlik aslında sistemin doğasını anlatıyor.
Cemil Önal o anları aynen şöyle aktarıyor:
“Ben verdim, Ünal Üstel’e verdim. Valla neyin karşılığı olduğunu hatırlamıyorum ama Ünal Üstel’in oto yıkamasına gittim (Girne’nin içindeki) ‘Ünal Abi nasılsın’ diye aradım bunu, dedim ‘Abi bunu sana gönderdi’. 50 bin euro verdim o zaman. Bunlara para vermek için bir sebebin olmasına gerek yok. Arar der ki o lazım bu lazım, ya da biz de işimiz düşmeden de ara ara fişeklerdik. 2-3 hafta içinde telefonumu alacağım ya, o zaman var onda kayıt, Ünal Üstel ile konuşmam var, ‘Abi geliyorum yanına haberin olsun’, ‘Gel gel galerideyim, abim benim’ diyor.“
GİZLİ GALERİ ORTAKLIĞI İDDİASI
Bu bölümün ikinci katmanı galeriler üzerinden açılıyor.
İddiaların merkezinde: Doğtech Oto. (Girne’de kısa süre önce kurşunlanan galeri)
Önal’ın ifadesine göre Başbakan’ın büyük oğlu ‘buraya bakıyor’. Lüks araç ithalatı, gümrükte donanım manipülasyonu, vergi kaybı, antrepo sistemi, banka üzerinden para akışı burada dönüyor.
İddianın en kritik noktası ise şu: “Asıl film gümrükte başlıyor.”
Yöntem basit: Araç İngiltere’den alınıyor (British Car Auctions), para banka üzerinden gönderiliyor, araç ülkeye giriyor, donanım düşük gösterilip gümrük vergisi azalıyor, yüksek segment araç, düşük versiyon gibi beyan ediliyor.
İddia edilen yönteme göre her araçta yüz binlerce liralık kamu kaybı oluşuyor.
Daha kritik iddia ise şu: Lüks araçların alıcıları yerel halk değil, kara para sahipleri parayı sisteme sokmak için bu kanalı kullanıyor, araç kısa süre sonra düşük fiyatla devrediliyor. Yani otomobil ticareti, bir ‘aklama istasyonu’ gibi işliyor.
Önal iddialarını şöyle somutlaştırıyor:
“Şu Doğtech Oto. Orası iki ortaklı. Doğtech Oto’nun arabalarını görüyorsun. G-class, Porsche…
Tamam belki namuslarıyla getiriyorlar. (Bugün Kıbrıs)
Sen git onlara sor de ki bu arabaları nasıl namusunuzla getiriyorsunuz. (Cemil Önal)
Nasıl getiriyorlar, sen söyle? (Bugün Kıbrıs)
Babası kardeşine yardım alırken devletten, oğlu Ferrari getiriyor. Bunu İngiltere’den babasının hayrına almıyor herhalde.
İngiltere’ye bir para göndermen lazım. British Car Auctions’tan araba alıp arabayı getirmen lazım. Parayı vermeden arabayı getiremezsin. Parayı verir, arabayı getirirsin. Plaka almadığınız sürece arabanın gümrüğünü ödemezsin. Arabayı antrepoda tutarsın. E bunlar nasıl geçiyor? Adamlarda var 50 tane araba, Ünal Üstel’in oğlunun. Güzel Ferrari var… Ha bunun Ünal Üstel’in oğlunun olup olmadığını… ben sana söylüyorum ki oğlunun! Ünal Üstel’in büyük oğlu buraya bakar.
Tamam, şunları şöyle getirirler: Kıbrıs bankası üzerinden parayı gönderirsin. İngiltere’de British Car Auctions var. Orada arabayı alırsın. Arabayı ülkeye getirdiğinde İngiltere’den, o ülkeden arabayı çıkardığına dair bir vergi yatırırsın. Bu paranın belirli kısmı senin hesabına gelir.
Asıl film burada gümrükte başlıyor. Lüks araba getirdiğinde Arabanın ne kadar ekipmanı güzel olursa, sunroof’u olursa, sky-view’i olursa yani LED’inde bile değişir gümrükte fiyat, gümrük KDV’si artar.
Diyelim ki bir tane 3.000 motor Range Rover getirdin, Autobiografi getirdin ve Range Rover 3.000 motor ST’yi getirdin. Autobiografi o arabanın aynı motoru, ikisi de 3.000 motor. Autobiografi Hi-S’ye geçti. Isıtma-soğutma, masaj olur. Diğer Range Rover ise Range Rover’dır. Sunroof yoktur. Koltukta ısıtma-soğutma varsa masaj yoktur. Ne bileyim bu ekipmanlar çok değiştirir.
Sen bu arabayı Autobiografi diye gümrükte gösterirsen bu arabaya ödeyeceğin vergi 200 bin TL ise 300-350 bin TL olur. Ama normal Range Rover olarak gösterirsen 200 bin TL olur. Burada büyük bir gümrük kaybı var. Ha bu göze batıyor mu? Bence sizin gözünüze batmıyor. Ama bu lüks arabalarda, yani bir Range Rover’ın ortalama şimdi gümrüğü 50-55.000 pound arası. Ödeyeceğin bu para… Adam Ferrari getirmiş, Aston Martin getirmiş. Herhalde onları domates parasına satmıyor.
Asıl sorun orada değil. Bu lüks arabaları Kıbrıslılar almaz. Kıbrıslı insanlar gidip ya Kombos’tan alır ya Çangar’dan alır. Bu arabayı oradan alanlar kimler? Alanların da önemi yok, neden orayı tercih ediyorlar?
Çünkü kimse Ünal Üstel’in oğlunun ortak olduğu… Kıbrıslı bir banka, senin hesabına 5 milyon TL ya da 2 milyon TL ya da 6 milyon TL nereden geldi diye soramaz. Çünkü senin baban Başbakan! O kara paracılar da parayı kendi hesaplarına, önce sana anlattım ya hani hesaptan topluyorlar ya. Direkt o hesaba gönderilir, oradan arabayı alırlar. Sonra on beş gün sonra bir ay sonra yüzde yirmi ucuzuna satarlar. Götürürler, geri verirler.”
Soru şu: Son 5 yılda Doğtech kaç araç ithal etti? Ne kadar vergi ödedi?
DEVLET ‘KORUMASI’: TALİMATLA HASTANE KONFORU
İddiaların üçüncü katmanı Ünal Üstel ile Halil Falyalı’nın yakın ilişkisini ortaya koyması bakımından daha çarpıcı. Ersan Saner başbakanken, Ünal Üstel Sağlık Bakanı’ydı. Önal’a göre, Halil Falyalı tutuklandı, dört gün karakolda kaldı, ardından hastaneye sevk edildi, haftalarca kardiyoloji bölümünde kaldı.
Doktorların “kalmasına gerek yok” dediği, anjiyoda sorun çıkmadığı, buna rağmen yatışın sürdüğü iddia ediliyor. Önal’ın cümlesi net: “Hastanede kalmasının tek sebebi Ünal’dı.” (Cemil Önal röportajlar boyunca Başbakan Ünal Üstel’e, ‘Ünal’ diye hitap ediyordu.)
Önal, Halil Falyalı ve Ünal Üstel’in yakınlığını anlatırken şunları aktardı:
“Şimdi anlatayım. Ersan Saner başbakanken Ünal Üstel sağlık bakanıydı. Falyalı ilk cezaevine girmeden tutuklandı. Karakolda kaldı dört gün. Sonra hastaneye sevk edildi. Revirden sonra hastanede kardiyoloji bölümüne sevk edildi. Ben her 3-4 günde bir ziyarete gittim. Normalde doktorlar bunu istemiyordu kalmasını. Çünkü diyordu ki adamın bir şeyi yok. Neden kalıyor? Ama o zaman Ünal Abi’siydi işte kaldırtan. Hatta Ünal’la her gün konuşurdu. O zaman da Kıbrıs polisi böyle fake’ten bir şey yaptı. Halil Abi dedi senin odan burası, biz de yanındaki odadayız. Tabii ne fark eder, biz odaya giriyoruz, yemekleri götürüyoruz, telefonlarını kullanıyor.
Doktorlar biraz huzursuzdu bir tane doktor hatta baş kaldırdı şişman iri yapılı bir doktordu, ‘böyle şey mi olur’ gibisinden. Ünal da ondan rica etti ‘bir anjiyo yap bakalım belki damar tıkalı’ diye. Anjiyoya da götürdük aşağıya ama hiçbir şey çıkmadı, o zaman hastanede kalmasının sebebi tek Ünal’dı. Ünal yardımcı oldu.
Hatta Ünal sağ gösterip sol vuruyordu. ‘Senin TC Konsolosluğu tutuklanmanı istiyor. Hastanedekiler de mırın kırın yapıyor’ diyordu. Hastanede kaldı purosuna kadar içiyordu işte.”
ÇÖKÜŞ KRONOLOJİSİ
Seçimler, krizler ve bir suikast
– 7 Ocak 2018 — “Değişim” Seçimi: Erken genel seçim yapıldı. 2 Şubat 2018’de Tufan Erhürman başbakanlığında 4’lü koalisyon kuruldu. Reform ve şeffaflık söylemi öne çıktı.
– 9 Mayıs 2019 — Koalisyonun Çöküşü: Hükümet dağıldı. İstikrarsızlık dönemi başladı. Ardından kısa ömürlü koalisyonlar geldi.
– 18 Ekim 2020 — Cumhurbaşkanlığı Kırılması: Ersin Tatar seçildi. Ankara–Lefkoşa hattı yeniden dizayn edildi. Hükümet yapıları hızla değişmeye başladı.
– 20 Ekim 2021 — Falyalı Tutuklandı: Halil Falyalı gözaltına alındı ve tutuklandı.
– 15 Aralık 2021 — Tahliye: Şikayetin geri çekilmesi sonrası serbest bırakıldı.
– 23 Ocak 2022 — Erken Seçim: Siyasi kriz sandığa taşındı. UBP yeniden hükümeti kurdu.
– 8 Şubat 2022 — Suikast: Falyalı, Girne’de silahlı saldırıya uğradı. Aynı gün hayatını kaybetti.
BÖLÜM SONU
Karanlık bir dönemin yakın tanığı ve suç ortağı olan Cemil Önal’ın KKTC Başbakanı Ünal Üstel ile ilgili anlattıklarını okudunuz…
Son röportajını Bugün Kıbrıs’a veren tanık, haberlerin yayımlanmasından birkaç gün sonra 1 Mayıs’ta Hollanda’da tam da son röportajını verdiği yerde gündüz vakti infaz edildi.
Bu infaz, dosyanın kapatılması girişimi miydi?
Yabancı istihbaratlar tarafından korunduğu bilinen bir tanığın ortadan kaldırılması, sıradan bir hesaplaşma değildi. Bu bir mesajdı ve mesajın adresi birden fazlaydı.
2018–2025 arasında KKTC’de altı hükümet değişti; iki erken seçim yapıldı, yüksek finansmanlı kampanyalar yürütüldü, kara para aklama iddiaları gündemden hiç düşmedi ve iki infaz gerçekleşti.
Sorulması gereken soru artık şu değil:
“Falyalı öldü mü?”
Asıl soru şu: Kurduğu finansal ve siyasi düzen kimlerin eliyle devam ediyor?
Bir sonraki bölümde:
– Araziler nasıl tahsis ediliyor? İzinler kimlerin imzasıyla geçiyor? Parayı dolaştıran ‘çantacı’ kim?
Para, siyaseti dizayn etmeye devam ediyor…
Dosya kapanmadı.
Yeniden açılıyor…
