Bugün Kıbrıs

Yiyin Efendiler Yiyin

Uzun süredir izliyorum. Al sağı vur sola, hepsi aynı şeyin laciverti. Rozetler değişiyor, cümleler farklılaşıyor ama konfor ve ayrıcalık yerli yerinde duruyor. İktidar başka konuşuyor, muhalefet başka konuşuyor ama ikisi de aynı hayatı yaşıyor. Halktan söz ediyorlar, halk gibi yaşamıyorlar. Adaletten, eşitlikten bahsediyorlar ama adaletsizliği normalleştiren bir sistemin çürüyen kolonları arasında rahatlar. Bu ülkede siyaset artık halka hizmet değil, kendi saltanatlarını paslı zincirlerle sağlamaktan başka bir şey değil.

Mecliste 8500 sterlin maaş alan vekiller; ev taksiti, araç taksiti yetmiyormuş gibi anlatıyorlar. Saka değil, trajedi bu. Oysa asgari ücretlinin dünyasında ev hayal, araba lüks, taksit imkansız. Bu fark sadece gelir farkı değil, sınıfsal körlük ve politik körlük de. Sol burjuva kendini ayrıcalığında güvenceye almış, sosyal adalet nutukları atan, elit hayatını sürdürürken mücadeleyi başkasından bekleyen kesim… Onlar fikirleriyle şov yapar, sembolik dayanışmayı tüketir ama kendi konforlarını sorgulamaz. Bu durum sınıf farkını daha görünür kılıyor…Ekonomik ve sosyal eşitsizlik konuşulur ama hayata geçirilecek pratik çözümden uzak kalınıyor. Solun bir kısmı hala eski sloganlarla konuşuyor, paradigma ne, sistem eleştirisi nasıl yapılır bilmiyor. Ne yapacağını bilenler ise vizyon geliştiremiyor. Tepki var, teori yok, mücadele var, çözüm yok. Meclis artık yasama değil, gölge oyunlarıyla beslenen bir maaş paylaşım makinesi gibi çalışıyor.

Bütün bunların üstüne halkın geleceği unutuluyor. Onların çocukları özel okullarda eğitim alıyor, bizim çocuklarımız devlet okulunda haftada üç gün tam gün görüyor ve o üç gün okulda beslenme karşılanmadığı için evden ekstra yemek parası çıkıyor. Eğitim hakkı velinin cebine ek bir masrafa dönüşmüş durumda. Onlar hayal kuruyor, biz cebimizdeki son kuruşu çıkarıp hayatta kalmaya çalışıyoruz. Üstelik bu ekonomik boşluk değil, ideolojik bir tuzak. Solun paradigmaları halkın somut ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, çoğu zaman teorik nutuklara sıkışmış, sisin içinde kaybolmuş durumda.

Üstüne bir de sürekli poz var. Manşete çıkma telaşı, algı yönetimi, fotoğraflar, halkçı görüntüler… Tamam, inandık, en halkçı sizsiniz. Tasarruftan bahsediliyor ama tasarruf kendinizden başlamıyor. Fedakarlık övülüyor ama hep başkasından bekleniyor. Sabır talep ediliyor ama sabrı hep biz veriyoruz. Gündemi takip ederken kafamızdan duman yükseliyor…Sahte diplomalar, rüşvetler, usulsüzlükler, skandallar… Memleket adeta kırık köprüler, paslı zincirler ve gölgelerle dolu bir şehir gibi. Bu mesele artık ekonomi değil, ahlaktır. Bir ülkede siyasetçi halkın yaşayamadığı hayatı halkın parasıyla yaşıyorsa, vicdan çoktan çekip gitmiştir…

Artık kalabalık muhalefete değil, bireysel muhalefete inanıyorum. Sessizim ama geri çekilmiş değilim. Bu oyunun figüranı olmayı reddediyorum. Mücadeleyi asgari ücretliden bekleyip kendi saltanatlarını sürdürenler, sözde halkçı görüntüler ve fotoğraflar arasında keyif sürerken, gerçeğin ağırlığını biz çekiyoruz.

Şairin dediği gibi;

Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin,

Bu han-ı iştiha sizin, doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin…

Exit mobile version