Bir penguen sürüden ayrıldı. Yürüdü. Uzun süre yürüdü ve sonunda öldü. Görüntü kısa, hikaye basitti. Biz basit bırakmadık. Bu sahneyi izlerken duygulandık. Çünkü insan, bedelini kendisinin ödemediği cesareti kolayca yüceltir. Böyle anlatılara karşı zaafımız vardır; hızla anlam üretir, hızla kutsarız. “Özgürlüğe gidiyor,” dedik. “Kendini arıyor,” dedik. Oysa tek başına yürüyen herkes özgür değildir. Bazıları yalnızca yönünü kaybetmiştir. Bizim penguen de belki Antarktika’nın dalgınıydı.
Sürüden ayrılanı bilge sanma alışkanlığımız eskidir. Kalabalığın dışına çıkan her figürü, neredeyse refleksle, düşünür ilan ederiz. Oysa kimi zaman ortada ne bir başkaldırı vardır ne de bilinçli bir tercih; sadece küçük bir sapma, basit bir şaşma, belki de sıradan bir hata vardır.
Penguen yürüdü, biz izledik. O üşüdü, biz yorum yaptık. O öldü, biz anlam yazdık. Hikayenin yükünü o taşıdı, konforunu biz yaşadık. Cesareti alkışlamak kolaydı, çünkü sonuçlarından muaftık.
Bir kısmımız bu hikayede kendini buldu. “Ben de sürüden ayrıldım,” dedi. Yalnızlıkla zeka, uyumsuzlukla derinlik arasında romantik bir bağ kuruldu. Uyum sağlayamamak neredeyse bir entelektüel nişaneye dönüştü. Oysa hayata uyum sağlayamamak her zaman bilinçten değil, bazen yalnızca dağınıklıktan gelir. Her yalnız olan bilge değildir.
Bir de bunu nihilizm diye okuyanlar çıktı. Hiçliğe yürüyen bir figür gördüler. Ölümü bilinçli bir reddediş gibi anlattılar. Oysa hiçliği romantize etmek, hiçlikle yüzleşmek değildir. Çoğu zaman bu, düşünsel bir pozisyon değil, karamsarlığın süslenmiş halidir. Hiçliği yüceltenlerin çoğu, gündelik hayatın konforundan vazgeçmez. Ama bir penguenin ölümünü “anlamlı” bularak kendini cesur hisseder.
Belki de ortada ne özgürlük vardı ne başkaldırı ne de nihilizm. Belki sadece bir hayvan yönünü şaşırdı. Ama biz bu kadar basit bir ihtimali kabul edemedik. Çünkü basitlik tatmin edici değildir. Görüntüyü simgeye, simgeyi fikre, fikri de kendimize dönüştürürüz.
Penguen çoktan öldü. Biz hala anlatıyoruz. Belki de asıl mesele penguenin yürüyüşü değil, bizim o yürüyüşe bakarken kendimiz hakkında anlattıklarımızdır.
Sonra bu hikaye dolaşıma girdi. Reklamlara düştü, caps’lere düştü, süslü cümlelere malzeme oldu. Her tekrarında biraz daha yüceldiğini sandık. Oysa her tekrarında biraz daha sıradanlaştı. Bir hikayeyi romantize ederek yormanın da bir sınırı var. Bir noktadan sonra insanın içi kaldırmıyor…
