İnsan bazı fark edişlere saatle değil, sabır eşiğiyle ulaşır. Bir gün durup sorar; “Bunca yükü neden taşımışım?” Cevap gelmez, ama omuzlar hafifler. Yıllardır taşıdığımız çoğu şey, alışkanlıkla yapılmış küçük ödünlermiş… Kırmamak için eğildiklerimiz, sustuğumuz için kabullendiğimiz şeyler, “sonra hallederiz” dediğimiz tüm ertelemeler… Başkalarına gösterdiğimiz özeni, fark etmeden kendimizden esirgemişiz. Sessiz bir fark ediştir bu, geri dönüşü yoktur.
Bir tevatüre göre; bilge bir adamın önüne her şey serilir… Karar verme yetkisi, söz hakkı, imkanlar… Uzun uzun bakmaz, sadece etrafındakilerin bir adım geri çekilmesini ister. Çünkü mesele sahip olmak değil, görünür kalabilmektir. İnsan çoğu zaman yoksunluktan değil, fazlalıktan yorulur. Fazla yakınlık, iyi niyet bile gölge yapabilir. Bazen uzak durmak, verilen en cömert armağandır.
Zamanla kelimeler azalır. Açıklamalar, gerekçeler, savunmalar birer birer düşer. “Anlamıyorsa da sorun değil” sessizce yerini alır. Herkese yetmeye çalışmayı bıraktığında fark edersin, kendine yetmek fazlasıyla yeterlidir. Bu bir kopuş değil, sadeleşmedir. Hafifliğin kendini kanıtlamasına gerek yoktur, sadece vardır.
Hayattan çıkanlar eksiltmez. Gidenler, zaten sana ait olmayanı da alır götürür. Ayrılıklar dramatik değildir, temizdir. Büyük laflar yoktur, hesap tutulmaz, yalnızca ferahlık vardır. Kimseye eyvallah borcun kalmadığında, omurgan kendi kendine doğrulur. En geniş alan ortaya çıkar. Kimsenin senden bir şey beklemediği o sessiz meydan.
Hafiflik bir kez geldiyse, seni bekleyen tek şey kendi rahatın olur. Artık kimseye minnet etmen gerekmez, kimseye hesap vermek zorunda değilsin. Eskiden yük sandığın özenli davranışlar, kendini kanıtlama çabaları sessizce düşer. Başkalarının gölgesi olmadan yürümek, yıllardır bilmeden giydiğin o ağır paltodan kurtulmak gibidir. Hafifliğin en zekice tarafı budur, sessiz, basit ve tamamen kendi lehine.
Ve nihayet insan anlar ki gençlik bir yaş meselesi değildir. Bir saniyelik bir duruştur. “Bunu yapmak zorunda değilim” dediğin o an başlar. Gerisi ayrıntıdır, takvim yaprakları, bedensel sızılar, aynadaki çizgiler… Asıl yıpratan, başkalarının onayına ipotekli yaşamaktı. Onu bıraktığında hayat, kendi ağırlığına oturur. Hafiflik sessizdir, sade ve öyle ferahlatıcıdır ki, bir an için geçmişin tüm yüklerini omuzlarından indirmiş gibi hissedersin. Hakiki gençlik o saniyede başlar. Hesap yok, beklenti yok, kimseye eyvallah yok. Sadece sen, kendi boş ve ferah meydanında durursun.Çünkü nihayet özgürsündür…
