Bugün Kıbrıs

TC Dışişleri Bakanlığı şirketleştiriliyor: “Ticari yetkilerle donatılmış adeta bir süper vakıf”

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, kurulacak vakıf eliyle adeta şirketleştirilecek. Kanun teklifinin görüşüldüğü komisyonda yer alan CHP Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, “Ticari faaliyetler yürütecek olan Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı, Dışişleri Bakanlığı’na gelir sağlayacak. Ancak Bakanlığın hâlihazırda bütçesi bulunuyor. Her ne kadar ticari faaliyetler vakıf üzerinden yürütülecek olsa da bir bakanlığın görevi, piyasada varlık göstererek kazanç elde etmek midir?” dedi.

Geçtiğimiz haftalarda Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Kanunu Teklifi, bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek.

Kanun teklifinin onaylanması halinde, devlet teşkilatlanması içerisinde benzeri bulunmayan bir yapılanma kurulmuş olacak. Söz konusu vakıf vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığı adeta şirketleştirilecek ve serbest piyasada faaliyet yürütecek.

Kanun teklifinin görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonu’nun üyesi olan CHP Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, soL’un sorularını yanıtladı.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI ŞİRKETLEŞTİRİLECEK
95 AKP milletvekilinin imzasının bulunduğu Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Kanunu Teklifi, geçtiğimiz haftalarda Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşüldü.

Kurulmak istenen vakfın temel amacı, “Dışişleri Bakanlığı teşkilatının faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve personelin temsil kabiliyeti yüksek ve donanımlı yetiştirilmesinin desteklenmesi hedeflerine yönelik olarak kaynak üreterek katkıda bulunmak” ifadeleriyle tanımlandı.

Vakıf bu kapsamda her türlü taşınır ve taşınmaz almak, kiralamak, inşa etmek, gerektiğinde bunların kullanımını kısmen veya tamamen Bakanlığa bırakmak; her türlü taşıt aracı almak, kiralamak, gerektiğinde Bakanlığa tahsis etmek; Bakanlığa ait veya tahsisli taşınmazların Bakanlık yararına değerlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak; yükseköğretim kurumları kurmak; yurt içinde ve yurt dışında taşınır ve taşınmaz almak, satmak, kiralamak; ayni ve nakdi, fikrî ve sınai her türlü hak ve alacağı temin etmek; takas, trampa, ipotek tesisi ve benzeri tasarruflarda bulunmak; taşınmaz inşa etmek ve ettirmek; devlet iç borçlanma senetleri ve Hazine Müsteşarlığı Varlık Kiralama Anonim Şirketi tarafından ihraç edilen kira sertifikaları, şirket tahvilleri, hisse senetleri ve sair menkul kıymetler almak, satmak; şirket ve ticari işletme kurmak, işletmek, işlettirmek faaliyetlerini yürütecek.

Bakanlığın görev alanında bulunmayan bahse konu faaliyetler kapsamında, Dışişleri Bakanlığı şirketleştirilecek.

Vakıf, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın başkanlığını yapacağı ve üyelerini atayacağı mütevelli heyeti tarafından yönetilecek. Kurumu denetleyecek organın üyeleri de yine Fidan tarafından belirlenecek.

Aslında Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetilecek olan söz konusu vakıf, bakanlığa kıyasla birçok denetim mekanizmasının da dışında kalacak.

“BÜTÜN BUNLARIN HEPSİ TİCARİ FAALİYET”
Kanun teklifinin görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonu’nun üyesi olan CHP Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, soL’un sorularını yanıtladı.

Ticari faaliyetler yürütecek olan Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı, Dışişleri Bakanlığı’na gelir sağlayacak. Ancak Bakanlığın hâlihazırda bütçesi bulunuyor. Her ne kadar ticari faaliyetler vakıf üzerinden yürütülecek olsa da bir bakanlığın görevi, piyasada varlık göstererek kazanç elde etmek midir?

İlgili kanun teklifine baktığımızda iki amacın belirlenmiş olduğunu görüyoruz. Bunlar Dışişleri Bakanlığı teşkilatının faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve personelinin temsil kabiliyeti yüksek ve donanımlı yetiştirilmesinin desteklenmesi olarak belirtiliyor.

Bununla birlikte, bu amaçlar kamu görevi niteliğinde olup, Dışişleri Bakanlığı’nın doğrudan görev alanına giren konular. Zaten Dışişleri Bakanlığı’nın bu tür faaliyetleri yapabilmesi amacıyla bütçeden bakanlığa ödenek ayrılıyor. Eğer Dışişleri Bakanlığı’nın ek kaynağa ihtiyacı varsa bütçesi arttırılır ve Bakanlık da buna uygun olarak faaliyetlerini yürütür. Devlet yönetimi bunu gerektirir. Söz konusu amaçların gerçekleştirilmesi için bir vakıf kurulmasını anlamak mümkün değil.

Diğer taraftan vakfın büyük ölçüde ticari işlerle uğraşacağını görüyoruz: taşınmaz ve taşıt almak, satmak; şirket kurmak ve işletmek, hisse senetleri ve kira sertifikaları almak, satmak… Bütün bunların hepsi ticari faaliyet. Bunu kabul etmek mümkün değil.

“TICARİ YETKİLERLE DONATILMIŞ ADETA BİR SÜPER VAKIF”
Sizin de saymış olduğunuz bu faaliyetler Dışişleri Bakanlığı’nın söz konusu vakıf aracılığıyla şirketleşmesi anlamına mı geliyor?

Tabii ki. Zaten vakfın faaliyet ve gelirlerine ilişkin kısımda şirket ve ticari işletme kurmak, işletmek ve işlettirmek ifadeleri var. Şunu açık ve net olarak söyleyelim, ülkemizin kamu mali yönetim ve denetim sisteminde kamu kurumları için bu şekilde bir yapılanma yok.

Diğer taraftan, bütçenin en temel ilkelerinden biri Bütçe Birliği İlkesidir. Buna göre devlete ait tüm gelir ve giderler tek bir bütçede toplanır. Böylece kaynakların tek elde toplanarak harcamalarda saydamlığın sağlanması amaçlanır, bütçe disiplininden kaçışlar ve harcamalarda keyfiyet önlenir. Burada ise Bütçe Birliği İlkesidir deliniyor.

1980’li yıllarda bütçe dışı fonlar vardı. Yine aynı şekilde döner sermayeler vardı. Bunlar hep Bütçe Birliğinin dışındaydı. Bütçe Birliğinin dışında olduğu için de bunlar üzerinde Sayıştay denetimi de TBMM denetimi de yoktu. Bununla birlikte, 2000’li yılların başında Bütçe Birliği ilkesine dair önemi adımlar atıldı. Bütçe dışı fonlar tasfiye edildi. Döner sermayeli kuruluşlar azaltıldı. 2003 yılında ise 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıktı ve Bütçe Birliği ilkesi temel alındı. O dönem faaliyet gösteren birçok kamu vakfı vardı. 2004 yılında da o vakıflar kapatıldı.

Fakat bugün AKP iktidarı yeniden farklı birtakım alanlar yaratmaya çalışıyor. Önce Ajanslar kuruldu, şimdi de vakıflar kuruluyor. Bunların ciddi sıkıntılar yarattığını hep söylüyoruz ama en büyük sıkıntı kurulmak istenen Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı. Sorun var olan bütün ajansların ve vakıfların hepsinin ötesinde, ticari yetkilerle donatılmış adeta bir süper vakfın kurulmak istenmesi. Neden bu kadar çok ticari faaliyetle uğraşan bir yapıya ihtiyaç duyulduğunun ise açıklaması yok.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin en önemli teşkilatlarından birisidir. Türkiye’nin dış politikasını yürüten, ülkemizi yurtdışında temsil eden bir kurumun vakıf eliyle ticari faaliyetlere karıştırılmasını ve normalde bakanlık bütçesinden yapılması gereken harcamaların vakfa aktarılarak denetimsiz kılınmasını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu durum hem Dışişleri Bakanlığı’na hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük sıkıntılar getirir.

“USUL YÖNÜNDEN DE CİDDİ ELEŞTİRİLERİMİZ OLDU”
Bu adımla birlikte ilerleyen süreçte başka bakanlıklar tarafından da benzer vakıflar kurulabilir. Bu da aslında devletin amaç ve faaliyetlerinde büyük bir değişime neden olabilir. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı bir başlangıç mı?

Öyle gözüküyor. Yarın İçişleri Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı veya herhangi bir bakanlık böyle bir vakıf kurmak ve ticari faaliyetlerde bulunmak isterse ne diyeceğiz.

Başka bir noktaya daha değinmek istiyorum. Vakfın amaçları arasında yer alan personelin temsil kabiliyetini yükseltmek ve donanımlı yetiştirilmesini desteklemek ifadelerini anlamak mümkün değil. Sanki Dışişleri Bakanlığı personeli bu açılardan eksikmiş gibi bir anlayış içerisine giriliyor. Bugün baktığımız zaman Dışişleri Bakanlığı’nda son derece nitelikli bir kadro var. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın bünyesi içinde Diplomasi Akademisi var. Dışişleri Bakanlığı personelinin yetiştirilmesini, hizmet içi eğitimlerini son derece yetkin bir şekilde yapan bir yapı bu. Bu yüzden de vakfın faaliyetleri arasında yükseköğretim kurumları kurmak ifadesi anlaşılabilir değil.

Ayrıca usul yönünden de ciddi eleştirilerimiz oldu. Kanun teklifinin tali komisyonu Dışişleri Komisyonu’ydu ve orada görüşülmedi. Hâlbuki Meclis İçtüzüğünde hem asli komisyon hem de tali komisyonlar vardır ve bu komisyonları teşkili uzmanlık alanlarına göre belirlenmiştir.

Bu çerçevede, kanun teklifinin önce Dışişleri Komisyonunda görüşülmesi ve bu komisyonun görüşünü oluşturmasının ardından Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi gerekirdi. Bu yapılmadı.

“PARALEL VE İKİLİ BİR YAPI OLUŞTURULACAK”
Vakıf, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın başkanlığını yapacağı ve üyelerini atayacağı mütevelli heyeti tarafından yönetilecek. Kurumu denetleyecek organın üyeleri de yine Fidan tarafından belirlenecek. Bu atamaların hangi kriterlere göre yapılacağı ise kanun teklifinde tam anlamıyla tanımlanmış değil. Bakanlıkla ilişkili olan bu vakfa dışarıdan kişilerin dâhil edilmesi, vakfın bir anlamıyla piyasaya teslim edilmesi anlamına gelir mi?

Sonuç itibariyle vakfın bir mütevelli heyeti var. Mütevelli heyeti, Dışişleri Bakanıyla birlikte 10 kişiden oluşuyor. Başlangıçta heyetin kimlerden oluşacağı belli değildi. Tartışmalar ve itirazlar üzerine 10 kişiden en az 5’inin bakanlık mensubu olması kararlaştırıldı. Bununla birlikte, bu organlara seçilecek kişilerin kimler olduğu belli değil. Bu kişilerin kimler olacağına Dışişleri Bakanı karar verecek. Mütevelli Heyet üyelerini Bakan belirleyecek ve Mütevelli Heyet Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelerini seçecek. Böyle bir keyfilik olabilir mi?

Diğer taraftan vakfın amaçları arasında sayılan işler Dışişleri Bakanlığı’nın görev ve yetkileri içinde. Vakıf kurduğunuz zaman da başkan Dışişleri Bakanı olacak ve adeta paralel ve ikili bir yapı oluşturulacak. Hangi yetkileri Dışişleri Bakanlığı kullanacak, hangi yetkileri vakıf kullanacak belli değil. Örneğin vakfa taşınmaz ve taşıt alma ve satma, kiralama gibi yetkileri Bakanlık mı, yoksa Vakıf mı kullanacak belli değil.

“ANAYASANIN MADDELERİNİ UYGULANAMAZ HALE GETİRİYOR”
Aslında Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetilecek olan bu vakıf, bakanlığa kıyasla birçok denetim mekanizmasının dışında kalacak. Bu durum bakanlığın denetlenebilirliğinin önüne geçmek anlamına gelmez mi?

Kanun teklifinde Dışişleri Bakanının, vakfın tüm çalışma ve işlemlerini her zaman denetleyebileceği belirtiliyor. Aynı zamanda mütevelli heyetinin başkanı olan Bakan, bir yandan da mütevelli heyetini atayan kişi. Vakfın içinde denetleme kurulu var ama oraya seçilecek kişiler de mütevelli heyeti tarafından belirlenecek. Yani karar verme, yönetme ve denetleme yetkilerinin hepsi bir biçimde mütevelli heyetinde toplanmış oluyor. Sonuç olarak burada ciddi bir denetim olmayacak. Dışişleri Bakanlığı’nın dışına çıkıldığı için de denetime tabii olmayacak.

Oysa olması gereken vakfın kamu kaynağını kullanacak olması nedeniyle kamusal denetime tabii olmasıdır. Ancak bu vakıf, kamu denetimine tabii olmayacak. 5018 sayılı yasa burada geçerli değil, vakfın faaliyetleri Sayıştay Kanununa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine tabii değil.

Aynı zamanda vakıf, bağış ve yardım da alacak. Bunlar veraset ve intikal vergisinden, emlak vergisinden ve taşınmazlara bağlı her türlü harçtan muaf olacak. Normal şartlarda devlete gitmesi gereken birtakım vergilerin de muafiyet ve istisna yoluyla devlete gitmeyeceğini görüyoruz. Bir de tabi vakıf sadece bu yapı içinde mevcut faaliyetleri yapmayacak aynı zamanda şirket kuracak, ticari işletme kuracak, işletecek ve işlettirecek. Bunun için ortaklıklar yapılacak ve ortaklar da aynı şekilde vergi muafiyet ve istisnasına tabii olacak. Bu da Türk vergi sistemi açısından son derece yanlış gözüküyor.

Bütün bunların hepsi aslında ortada ticari bir yapının olduğunu gösteriyor ve Bakanlık için neden böyle bir kanun teklifine ihtiyaç duyulduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Neden böyle bir yapıya ihtiyaç var? Neden vakıf bu kadar çok ticari faaliyetle uğraşıyor? Vakıf adı altında bazı faaliyetlerin Bakanlık bünyesi dışına çıkarılması mı söz konusu? Sağlanmış olan bütün bu yetkiler ve bunun Dışişleri Bakanlığı bünyesinde yapılacak olması ciddi anlamda soru işaretleri ve rahatsızlık oluşturuyor.

Anayasada 161. madde çok açık ve nettir: Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamalarının yıllık bütçelerle yapılacağı hükme bağlanmıştır. Gene aynı şekilde 160. maddede de Sayıştay denetimi söz konusudur. Bu kanun teklifinde yer alan düzenlemeler anayasanın 160 ve 161. maddelerini uygulanamaz hale getiriyor.

Burada sıralanan faaliyetlerin bir kısmı ihtiyaç halinde Dışişleri Bakanlığı’na bütçeden ödenek ayrılarak yapılması gereken işler. Ama burada taşıt, gayrimenkul ve benzeri alım satımların ötesinde genişletilme var. Normal şartlar altında Dışişleri Bakanlığı hisse senedi alıp satamaz. Kira sertifikası almak, işletmeler kurmak gibi faaliyetler bakanlığın görevi değil, bunlar ticari işler. Ama vakıf ticari bir oluşum ve bu vakıf eliyle ticaret yapılacak.

Bu son derece çarpık bir yapı. Çünkü biraz önce söylediğim gibi yapılan iş kamu görevi ve Dışişleri Bakanlığı’nın görev ve yetkileri içinde kalan bir kısım işler vakfa aktarılmış, vakfa aktarılınca da genişletilmiş. Birtakım alanlar tamamen ticari faaliyete dönüştürülmüş ve bakanlık içerisinde yapılsa kamu mali denetim sistemine tabii olacakken burada herhangi bir kamusal denetim olmayacak.

“OTOMATİKMAN TASARRUF GENELGESİNİN DELİNMESİDİR”
Vakfa tanınan satın alma faaliyetleri kapsamında, geçtiğimiz haftalarda açıklanan tasarruf genelgesi delinmeyecek mi?

Tabii. Tasarruf genelgesiyle 3 yıllığına kamu kurumlarının bina, taşıt alması ve kiralaması yasaklandı. Ama vakıf bu faaliyetleri yapabilecek. Bir yandan tasarruf genelgesi çıkartıyorsunuz, hemen arkasından bu teklifi komisyona getiriyorsunuz. Bu otomatikman tasarruf genelgesinin delinmesidir.

Tasarruf genelgesinin ötesinde Türkiye’nin en önemli bakanlıklarından birinin faaliyet alanının vakıf eliyle tamamen ticarete dönüştürülmesi anlaşılabilir değil.

Yarın öbür gün burada bir kısım usulsüzlükler olduğu zaman ne olacak? Dışişleri Bakanlığı’na çok büyük sıkıntılar geleceğini düşünüyoruz. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak ilgili kanun teklifini hem anayasa hem de kamu mali yönetim sistemi nezdinde değerlendirdik ve kapsamlı bir muhalefet şerhi yazdık. Genel kurul aşamasında da bunun yanlış olduğunu ve hiçbir şekilde yasalaşmaması gerektiğini ifade edeceğiz.

Sol Haber

Exit mobile version